Kayıtlar

Bir Gece Oturması Alternatifi*

Resim
Tevfik Fikret, hakkında ana hatlarıyla bilgi sahibi olduğum bir şairimizdi. Şiirlerinin bazılarını, özellikle Halûk’un Defteri’ni biliyordum. Galatasaray Lisesi’ne gittiğimde Tevfik Fikret Salonunu görüp büyülendikten sonra onun bu lisede uzun yıllar müdürlük yaptığını öğrenmiştim. Yaptıklarıyla ilgili anlatılanları dinledikçe, gençlere, eğitime ve bilime verdiği değer farklı ortamlarda konuşuldukça ilgim yenilendi. Uzmanlık derneğimizin benim sorumluluğumda olan kutlama ve anma mesajlarından geçen bayram için olanını hazırlanırken derneğimizin fotoğraf yarışması ikincisine bakıyordum ki Halûk’un Bayramı şiiri aklıma geldi. Buldum ve yeniden okudum. Telif hakkını ihlal etmemek için ilk birkaç dizesiyle birlikte fotoğrafı bayram mesajı halinde düzenleyip derneğimiz adına paylaşmayı önerdim: Baban diyor ki: 'Meserret çocukların, yalnız Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk, dinle; Fakat sevincinle Neler düşündürüyorsun, bilir misin? ...
Evet, ağır ve hüzünlüydü; ama yaşamdaki birçok an da …

KLASİK MÜZİK KONSER ADABI

Resim
Birkaç gündür beynimde yine şu söz dönüp duruyor: Şikâyet ediyor, ama düzelmesi için bir şey yapmıyorsan sen de suçlusun! Severim bu ifadeyi; kendime ve çevremdekilere sık sık söylerim. Aslında sık şikâyet ettiğimden değil. Arada depreşiyor. Canımı sıkacak, hayal kırıklığına uğratacak şeyler üst üste geldiği için olabilir. Son damlayı size de anlatayım.
Klasik müzik dinlemek kültürel bir alışkanlık bana göre. Çocukluktan itibaren duyulacak, konserlere gidilecek ki o kültür yerleşsin. Ailemin yetiştiği ortamlarda pek yeri olmamış, benim büyüdüğüm yerlerde de klasik müzik konseri olmazdı. İstanbul Atatürk Fen Lisesi’ne gittiğim 1982 yılında topluca bir kez senfoni orkestrası konseri, bir kez opera ve bir kez de baleye götürüldüğümüzü anımsıyorum. Atatürk Kültür Merkezi’nin o büyülü ortamında… Ülkenin dört bir yanından gelen, ilk anda fen bilimleri sınavını geçmek dışında ortak noktaları olmayan, birbirleriyle kültürel bağları değişken öğrencilerdik. Geleceğin bilim insanları olarak görül…

OKU !

Resim
OKU !

Tatilim nasıl geçtiğini anlamadan bitiverdi. Bu, güzel bir tatil olduğu anlamına geliyor. Görecelik yasasını anımsayalım; kızgın bir sobanın üzerinde oturmanın bir dakikası bir saat gibi gelirmiş insana… Oysa güzel bir kitabı okumanın bir saatinde, yalnızca dakikalar geçmiş gibi. Alır beni, nerelere nerelere götürür o kitaplar… Öncelikle kitapta anlatılan yerlere, orada geçen karakterlerle tanışıklığa, onların sohbetlerine, acılarına, sevinçlerine, umutlarına ortak olmaya; ayrıca kendimle baş başa kalıp geçmişimden anlara geleceğimden beklentilere dalmaya… Anne ve babamın okumaya düşkünlüğü, çocukluğumdaki çok özel bir şansımmış; şimdi daha iyi anlıyorum. Çok zengin bir kitaplığımız vardı ve ben de onun hakkını vermeye çalışıyordum. İlkokula beş buçuk yaşında kayıtsız olarak gidip de ilk ayında okumayı sökmem üzerine okul kaydımın yapılmasıyla başlayan okuma serüvenim bu yaşa dek hız kesmeden, doludizgin devam etti. Açlıkla… O yaşlardan beridir gittiğim her evde, her ortamda kita…

YAZI'YORUM

Resim
YAZI'YORUM

Irvin D. Yalom okumayalı epeyce uzun bir zaman olmuştu. Her biri okuduğum dönemime damgasını vuran, bir kitap okudum hayatım değişti dedirten kitaplarından sonra bir kez daha aklıma düştü. Acaba neyin "zamanı" gelmişti? Günübirlik Hayatlar kitabını bir solukta bitirdim. 
Kitabın son anlatısında Marcus Aurelius'un Meditations/Düşünceler kitabının iki psikoterapi seansına katkılarından sonra terapistin kendisine, Ivy'e özel mesajı beni derinden etkiledi.
"O halde sana ait olan bu ufak zaman diliminden doğayla uyum içinde geç ve memnuniyetle tamamla yolculuğunu. Tıpkı olgunlaşan bir zeytinin, düşerken kendisini yaratan doğaya ve üstünde büyüdüğü ağaca şükran duyması gibi."
İşte bu nedenlerle dur durak bilmeden okumalı, hatta bir adım öncesine gidip kesinlikle yazmalı... Değişmek, dönüşmek ve bunu başkalarının yapmasını da sağlamak için...
Artık iyice ikna oldum, insan dinlediklerinden, okuduklarından ve izlediklerinden kendi içinde bir kuytuya …

Uzun Yaşamanın Sırrı

Resim
“Uzun Yaşamanın Sırrı” hakkında bir konuşma yapmam istendiğinde önce çekindim. Çünkü konu hakkında uzman görüşü sunacak kadar bilgiye sahip değildim. Davet çok değer verdiğim bir insandan geldiği için reddetmeden önce durumu iyice bir tartmam gerekliydi.
Sonunda, bu konuşmayı yapmayı çok istediğimi görünce kendimi ikna etmeye koyuldum. Öyle ya bir doktor olarak nelerin yaşam süresini kısalttığını biliyordum. Hastalarımdan öğrenmeye önem verdiğim için yaşama ve ölüme, sağlığa ve hastalığa ilişkin onlardan çok şey duymuştum. Sıradan (tevazuya hiç gerek yok derseniz; tutkulu) bir yaşam sever olarak onun neşesini, gizemini yakalamak için her an yoğun bir şekilde uğraşıyorum. Bu gerekçeler içimi çok rahatlattı. Karar verdim: “Yaşama yıllar eklemek değil ama yıllara yaşam eklemek” konusunda bir konuşma yapabilirim.
Hemen hemen yaşamın ortası olan bu elli yılda, deneyimlerim ve öğrendiklerimden demlediklerimi dinlemeye hazır mısınız?
“Sağlıklı, mutlu ve uzun bir yaşama” odaklanmak istiyorum…

Ben istemedim ki sürprizi, kedi istedi...

Resim
Kış tatili yalnızca öğrencilere mi verilecek? Biz de çok çalıştık, çok yorulduk. Kısa da olsa bir tatili, nefes alma olanağını hak ettik. Atladık uçağa, üç günlüğüne Berlin'e gittik. Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın, ben gezinin en en büyük sürprizini anlatayım.
Orada kuzinimiz Şiir var. Yazları o geliyor, kışları da biz gidiyoruz birkaç yıldır. İyi de oluyor. Yurt dışına bir gezide insanın akrabalarıyla beraber olmasının bir sürü güzel yanı var. Maddi kısmını saymıyorum bile. Gittiğim yerlerde her zaman evlerin içini, yaşayışları, kültürel özelliklerini merak ederim. Orada yaşayan insanlarla beraber olmak bu şansı veriyor. Arkadaşları ile neler yaparlar, sorusuna da kolayca yanıt bulunuyor. Gidilecek, görülecek yerlerin en iyisini bilen birisi rehberlik yapıyor. Senin zevklerini, beğenini bildiği için yönlendirmeleri çok yerinde oluyor. Bir de unutulmaz sürprizler hazırlayabiliyor...
Gittiğimizin ikinci günü akşamı için plan yapmayın, dedi Şiir. "Sürprizim var..." O san…

İNCE HASTALIĞIN İNCELİKLERİ

Resim
Ülkemizde verem savaşı dispanserlerinin tarihsel işlevlerini tamamladığı yanılgısına kapılan kesimlerin olduğunu görüyoruz. Oysa kalıcı doktor ve yardımcı sağlık personellerinden oluşan, tüberkülozla savaşımın gereklerini içine sindirmiş, eğitilmiş ve özveri ile işlerini yapan dispanserlere, çalışanlarına halen gereksinimimiz var. Tüberkülozun dünya ve Türkiye tarihi, bakmasını, yorumlamasını bilene çok önemli dersler içerir. Özellikle de "ne oldu?" sorusuna yanıt aramak adına geçmişte yaşananları betimlemek yerine "niçin oldu?" sorusuna yönelik toplumsal, demografik, kültürel, parasal vb. birçok yönünü araştıranlar için. 
Beş bin yıldır insanda hastalık yapıyor olsa da, 1882 yılından beri tüberküloz hastalığının etkeni olarak tanıdığımız, aslında yüz milyonlarca yıldır varlığını sürdüren bir mikroorganizmadan söz ediyoruz. Tedavi arayışlarına ilişkin renkli anlatılara sahip olsa da 1952 yılında ilk ilacının bulunmasıyla birlikte tedavisinin temel ilkeleri ve sorunl…