Kayıtlar

Nisan, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yaşam Dersinin İzi

Resim
KIYISINDAYKEN DE YAŞAMA TUTUNMAK

Anlatacak ilginçlikte ne çok olayla karşılaştığıma şaşıranlara “Tek yaptığım, çevreme karşı ilgide cimri olmamak. Gerisi kendiliğinden geliyor.” diyorum. Bu gün bir tane daha yaşandı. Anlatayım: Sonradan yaptığımız hesaba göre 7 yıl önceymiş. Solunum yetmezliği nedeni ile hastanede yatırıp tedavi ettiğim, eve solunum makinesi vererek ve ilaç tedavisini düzenleyerek yolladığım bir erkek hastamı, aradan geçen zamanda aralıklarla gördüm. Bu sırada solunum makinesine gereksinimi ortadan kalktı ve yalnızca nefes yolu ile alınan ilaçlarına devam etmesi yeterli oluyordu. Bir ilçede oturduğu için yanıma sık gelemiyordu ama telefonla sıkça arayıp durumundan haberdar ediyordu. Orada gittiği doktorların söylediklerini hep benimle doğrulamak isterdi.  Yılda bir sıklıkta bana gelip muayenesini olurdu. Onun dışında da sağlık durumunda değişen bir şey olduğunda öneri almak için arardı. İyi bir yol tutturmuş gidiyorduk. Arada hal hatır sormak için de aradığı oluyordu. Bay…

Gerçekte Kurgunun İzi

Resim
Yük Bir öykü var, sakladığın, Bir öykü var, ardında duran, Bırak onu, uyansın.
Şimdi sen bir anı düğümü önünde Duvarcana uzanıp duran, Taşlanmış yükünle uyuyansın. Özdemir Asaf


ANKA KUŞUNU ARAMAK


       Çocukluğunda çok sık taşınırlardı. Şehirler bırakıldıkça, evler değiştirildikçe o da küçük yüreğinde büyük ayrılıklar yaşardı. Alıştığı insanlardan, sevdiklerinden, en çok da kendince kurduğu düzenden koptuğunda aklı ardında kalırdı. Yol boyunca annesinin kucağına başını yaslar, ağlamak istemediği için tırnaklarını avuçlarına batırırdı. Vardıkları yerde hiçbir şeyi sevmeyeceğine içinden söz verirdi. Ama tutamazdı kendini, bahçelerindeki gül fidanını, babasının ağaç dalına kurduğu salıncağı, yol üstündeki şekerciyi seviverirdi. Yitirişler, yaşamının parçası olmuştu, bir yandan da en yoğun korkusu. Yıllarca tek isteğinin belirli bir yerde yaşamak olduğunu sandı. Bütünüyle benimsediği, rahat ettiği, sıkıldığında kaçacağı köşelerini bildiği, yaşayanlarını tanıdığı bir şehirde yerleşmeye kalkıştığınd…

Geçmişin İzi

Resim
Sana
Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden, Seni öpsünler diye gönderiyorum sana. Bana, kucaklarında seni getiriyorlar; Ben de sonra o seni getiriyorum sana. Özdemir Asaf

ELİF
Onu ilk gördüğüm günü anımsamıyorum. Bendeki başlangıç, elinde göz damlası, odamın kapısını çalmaksızın içeri dalışı ve "Hiç işe yaramadı bu ilaç" deyişi... Sağlık ocağımdaki olanaklarımın kısıtlılığından her derde deva olmam olanaksızdı, ama bu kız çocuğunun sorunu neydi acaba? Odama girişiyle irkilmiştim. Hem uğraştığım bir iş vardı hem de bir kız çocuğu yanında büyüğü olmaksızın odama dalıyor, tedavimi yargılıyordu. Elimdeki evrakları bırakıp "Gel bakalım. Baştan anlatmaya başla." dedim. Ezberi yarıda kesilmişcesine durakladı ve usulca masamın önündeki sandalyeye ilişti. Doğrudan yüzüme bakıyordu. Sekiz-dokuz yaşlarında olduğunu düşünmüştüm, on üçmüş. Ufak tefek, yöre çocuklarının pek çoğuna göre sağlıklı görünen, eli yüzü temiz, gözlerinde farklı bir pırıltısı, yanaklarında utanmanın değil coşku…

Buluşmaların İzi

Resim
Bir Hafta Gibi Bir Hafta Sonu

Hep denir ya sayı değil kalite önemlidir, nicelik değil nitelik. Ne kadar doğru. Hem de yaşama ait her konuda geçerli bu değerlendirme. Daha giderken biliyordum nasıl dolu dolu geçeceğini, ama güzel rastlantılar ve  küçük yönlendirmeler de devreye girince beklediğimin çok üstünde bir hafta sonu programı oldu.

Aslında hepsini başlatacak bir gerekçe gerekiyordu. Sevdiğim, değer verdiğim, değer gördüğümü hissettiğim bir insanın nikahı bunun için biçilmiş kaftandı. Kalkıp İstanbul'a gitmek için olabilecek en güzel nedenlerden biriydi. Pazar gün, öğleden sonrası yazıyordu davetiyede. O zamana dek bir buçuk gün gibi bir süre, nelerle nelerle doldurulurdu. Düşünmeye koyuldum ve bir yandan da denk gelişine bırakmaya karar verdim.

Cuma günü mesai saatleri de dolu dolu yaşandı. Adım gibi eminim ki anlatmaya değer bir çok an yaşandı. Anlatılmayınca unutuluyorlar. Hemen yazamadım, yollara düştüğümden. Sonra da akış beni öylesine ele geçirdi ki değil yazmak, aklım…