Ben istemedim ki sürprizi, kedi istedi...

Kış tatili yalnızca öğrencilere mi verilecek? Biz de çok çalıştık, çok yorulduk. Kısa da olsa bir tatili, nefes alma olanağını hak ettik. Atladık uçağa, üç günlüğüne Berlin'e gittik. Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın, ben gezinin en en büyük sürprizini anlatayım.

Orada kuzinimiz Şiir var. Yazları o geliyor, kışları da biz gidiyoruz birkaç yıldır. İyi de oluyor. Yurt dışına bir gezide insanın akrabalarıyla beraber olmasının bir sürü güzel yanı var. Maddi kısmını saymıyorum bile. Gittiğim yerlerde her zaman evlerin içini, yaşayışları, kültürel özelliklerini merak ederim. Orada yaşayan insanlarla beraber olmak bu şansı veriyor. Arkadaşları ile neler yaparlar, sorusuna da kolayca yanıt bulunuyor. Gidilecek, görülecek yerlerin en iyisini bilen birisi rehberlik yapıyor. Senin zevklerini, beğenini bildiği için yönlendirmeleri çok yerinde oluyor. Bir de unutulmaz sürprizler hazırlayabiliyor...

Gittiğimizin ikinci günü akşamı için plan yapmayın, dedi Şiir. "Sürprizim var..." O saniyeden sonra ne biz söylemesi için zorladık ne de o en ufak bir ipucu verdi. Gündüz kendimiz dolaştık. geçen gelişimizden öğrendiğimiz, yapmaktan büyük zevk aldığımızı deneyimlediğimiz bir kaç ritüeli gerçekleştirdik. Hafif kar yağışı da bu anlara ayrı bir tat kattı. Bir gün Almancaya çevrilecek kitabımın imza gününü yapacağım Literaturhaus'da oturup hayal kurduk, havasına uyup hayattan, edebiyattan, sosyolojiden konularda söyleştik. 

Sözleştiğimiz saatte ve yerde Şiirle buluştuk. Halen bir sır perdesi... Öyle ki biz de aralamaya hiç hevesli değiliz. Sürprizi hazırlayan mutlu, kendini akışa bırakmış olan da... Sokaklarda yürüyoruz. En ufak bir fikrimiz yok. Bir apartmana girdik. Eski, güzel bir Berlin apartmanı. Birinci katta duraklayıp siz çıkmaya devam edin, dedi ve çaldığı kapıyı açan kadına Almanca "Alles gut?" (her şey yolunda mı?) diye sordu. Sonra kapı kapandı, Şiir merdivenlerde arkamızdan gelmeye devam etti. İlginç...

İki kat daha çıkınca bu kez kapı bize de açıldı. İçtenlikle gülen iki adam... İçeri buyur edildik. Daha giriş koridorundan başlayarak duvarlar onlarca film afişi ile kaplıydı. Hemen sağdaki kapıdan girdik ki içerisi kırmızı ağırlıklı bir oturma odası; küçük ve samimi, bir duvarındaki raflar film kaset, DVD vs ile dolu. Duvarlar yine film afişleri, bir köşedeki eski, beyaz, devasa döküm sobanın üzeri imzalı artist fotoğraflarıyla dolu... Kanepeye oturduk. Bu sırada Şiir'den çevirmesini istediğim tümce "Çok etkilendim bu odadan" oldu; onun çevirdiği tümce ise "Başka da bir şey yok zaten..."

Şiir ile Rainer (adının bu olduğunu ilk tanışmada öğrendiğim ev sahibimiz) ortadan kayboldu. Richard bize içecek bir şeyler verdi ve ketumluğu sürdürdü. Zaten öğrenmek niyetinde değilken daha da ilginç oluyor böyle sır saklama çabalarını izlemek. O sırada konuşurken belirttiğim gibi, o günün sabahında konuşurken müzeler şehri Berlin'de, daha önceki gelişlerimde en önemli müzeleri gezmiş olmam nedeniyle daha çok şehirde keyif yapmak istediğimi söylemiştim. Ardından ekleyerek: Ancak şöyle sinema müzesi, tiyatro müzesi olursa gidebilirim... Sinema müzesini aratmayacak bir eve gelmiştik. 

Biraz sonra birinci kattaki komşu ve hemen sonra bir Türk arkadaşları da bize katıldı. Ekip tamam olunca Şiir ve Rainer gittikleri yerden çıktılar; Rainer elimize bir küçük kağıt parçası tutuşturdu. Sinema bileti. Gün ve yer tutuyordu. Filmin adı da vardı: Kedi. 



Oturma odasından topluca çıktık. Bizim dışımızdaki herkes aşinaydı. Biz şaşkındık... Koridorun ilerisine gittik ve kırmızı kadifeden iki perdenin aralanmasıyla bir kapıdan içeri girdik. Gözlerime inanamadım. Bir cep sineması duruyordu karşımda. Sahne kısmında yine kırmızı kadife perdeler... Koltuklarla yaklaşık 10 kişinin film izleyebileceği bir şekilde düzenlenmişti. En arkada da kontrol masası...




Rainer eskiden film makinistiymiş. Emekli olalı epeyce olmuş. Hem 75 yaşında olduğu (asla göstermiyordu) hem de artık dijital çağa geçildiğinden film ruloları, gösterim sırasında kopan şeritler, hooop makinist diye seslenilmesi gereken kişiler, değiştirilmesi gereken bantlar kalmamıştı. Bazı işlerin nasıl tarihe karıştığını görmek her defasında içimi buruyor. Yeni nesiller böyle bir mesleğin varlığından habersiz olacak. Bir sürü sorasım vardı. Filmleri her defasında izleyip izlemediğini sorabildim bir tek. Yalnızca ilk 2-3 gösterimi baştan sona izlediğini, sonra filmi ezberlediği için kulağı seste olarak başka işlerle uğraştığını, değiştirme zamanını kolaylıkla yakalayabildiğini anlattı. 

Hepimiz yerlerimizi alınca, önce George Gershwin'in Rapsody in Blue (dinlemek için bu linke gidebilir, yazının sonrasını müzik eşliğinde okuyabilirsiniz) eserini modern yaşamlardaki yalnızlık ve yetersizlik duygularını tutunamayanlar üzerinden anlatan bir çizgi film izledik. Çok çok etkileyiciydi. Özellikle eserin iniş çıkış ve farklı müzik aletleri ile yaratılan duygularını nasıl birebir çizgi filmin görüntüleriyle örtüştürüp eş zamanlılık yarattıklarına hayran kaldım. Sonra Kedi filminin gösterimi başladı.

İstanbul'un kedileri anlatılıyordu. Biraz belgesel havasında. Farklı kediler üzerinden, onları tanıyan, seven, besleyen, gözleyen insanların anlatımıyla... Aslında anlatılan insanlardı. İstanbul'un semtleri, esnafı, mahalle sakinleriydi.. Kedilere yükledikleri anlamları açıklıyorlardı sözüm ona; o sırada kendilerini, içlerinde olanları anlatıyorlar, açık ediyorlardı. Örneğin bir erkek kediyi benimsemiş bir adam, dişisinin nasıl ona aldırmadığını, ama yanına başka bir dişi gelsin tırnaklarını çıkarıp ikisine de eziyet ettiğini anlatırken öylesine heyecanlıydı ki evde aynısına maruz kaldığını tahmin etmemek olanaksızdı. İçindeki yaraları iyileştirmek için her gün 60 kedi besleyen, camdaki yan duruşu ile diğer kedilere benzemediği için eve girme yasağını kaldırdığı tek kediden bahseden, dini inançlarının temeline kedileri oturtan bir sürü insan... Üzerinde düşünülecek, konuşulacak onlarca sahne... Velhasıl güzel bir film. Bazı yerlerde, özellikle kedilerin hareketini izlerken kameraların çok etkileyici bir şekilde kullanıldığını fark ettim ve hayranlık duydum. Manzaralar ayrıca çok güzeldi.  

Film bitince üzerinde konuştuk hep birlikte. Sonra oturma odasında başka başka konularda söyleşmeyi sürdürdük. Hep birlikte fotoğraflar çektirip yeni bir sinema gecesinde buluşmak dileği ile vedalaştık. Bakalım ne zaman olacak ve hangi filmi izleyeceğiz? Beklemeye değer; heyecanla...

Yaşamın güzel sürprizleri hep sürsün...





©Göksel Altınışık Ergur
Yayınlama tarihi: 09.02.2019

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Yine su gibi aktı gitti yazı, duraksamadan. Peki bu filmi izlemek mümkün mü? Gözlemlerinin kaleme düşenleri merakın ötesinde şeyler uyandırıyor, haberin olsun. Eline sağlık 👍.
Selçuk Yüksel
selma dedi ki…
Uçarken gittiğim her ülkede evlerin içini merak ederdim hep, şehirleri ülkeleri gezip görmek demek o evlerin içini görmek, orada yaşayanları tanımakdı benim için. Sen bu fırsatı yakaladığın için çok şanslısın. Şansın daim olsun. Senin elinden çıkan her yazıyı da okumak bizlere hep nasip olsun, canım benim
Selma Saylam
Unknown dedi ki…
Sevgili Göksel’imiz,
Merhaba.
Yazını gene heyecanla ve keyifle okuduk. Tarzına uygun, güzel bir anlatım; kutluyoruz. Ukalalık saymazsan “Ben istemedim ki sürprizi, kedi istedi...” başlığının yerine başka başlık olur mu acaba diye düşündüm. Bir sürprizi anlatıyorsun, tamam. Ama kullandığın cümlenin aslı “Ben istemedim ki kedi istedi...” değil mi? “Ben istemedim ki kedi istedi sürprizi “ başlığı da alakasız düşer. Ne yapmalı bilmem? Ama iş zor bir iş; tam sana göre, kolay gelsin…
Çok çalıştığınız ve çok yorulduğunuzu en iyi bilenlerden olarak gönlünüzün istediği gibi geçireceğiniz harika bir tatili de çok hak ettiğinize yürekten inanıyoruz. Ama “Kış tatili yalnızca öğrencilere mi verilecek?” biçimindeki protest anlamlı bir başlangıcı sana uymadığını düşündüğüm için beğenmediğimi belirtmeliyim…
Kuzininiz Şiir’in "Sürprizim var..." dedikten sonraki karşılıklı duyguları ve gelişmeleri anlatışın heyecanlı ve akıcı. "Çok etkilendim bu odadan" deyişine aldığın "Başka da bir şey yok zaten..." yanıtı, anlattığın sonraki gelişmeler olmasa bile tevazuunun çok güzel bir anlatımı bence. Sonrasında girdiğiniz cep sinemasını tasvirin çok güzel, sizinle beraber görmüş gibi oluyor insan…
Yazının konusu ve yazı başlığının seçiminde etkili olan “Kedi” filminin gösteriminden önce reklam filmleri yerine günümüz insanı ve toplum sorunlarına vurgu yapan çizgi film gösterilmesi çok iyi bir düşünce ve uygulama; keşke izlediğiniz çizgi filmin izlenebileceği bir bağlantı da paylaşsan ve okuyucu buradan filme erişip izleyebilse…
İzlediğiniz, İstanbul’un kedilerinin anlatıldığı “Kedi” filmi için de okuyucuda uyandırdığın merak oldukça fazla ki “keşke bir bağlantı paylaşsaydı da internetten biz de izleseydik” diyen benim gibi okuyucun çoktur diye düşünürüm, haberin olsun…
Evet, hepimiz için yaşam, güzel sürprizlerle sürsün inşallah…
Başarılarının da hep sürmesi dileğimizle sevgilerimizi gönderiyoruz…
Dr. Utku dedi ki…
Hayatımıza renk katan sürprizler yaşamak dileğiyle :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Orada Bir Doktor Vardı Uzakta

Bambaşka Bir Yaşam Öyküsü

Ah, o kanatlar